Gökkuşağı Yiyen Çocuk, Ümit Elif Özkan

Gürorman’da her bir kuş,
Rengiyle adlandırılırmış:
Yeşilkanat, Morkuyruk, Sarıgaga…
Her bir kuş için kural böyleymiş.
 
Ama bu masalın kahramanı
olan kuşun yokmuş adı, sanı.
Çünkü renksizmiş gövdesi, kuyruğu, kanadı.
Olmadığı için rengi ve adı
kimse onu çağıramazmış.
 
Bu yüzden hiç arkadaşı yokmuş
sanki yokmuş böyle bir kuş.
Ama o var olmak istiyormuş.
 
Annesi Babası üzgün, çaresiz;
renksiz, isimsiz çocuklarına bir iz,
bir işaret uydurmuşlar her seferinde.
 
Ama bizimki istememiş
boncuk, yaprak, renkli tüy takmak.
Kendi rengi ve adı olsun istiyormuş.
 
Bilge Kuş’a başvurmuş.
Bilge Kuş, sararmış eski yapraklardan
eskimeyen bilgileri okurmuş.
Gözlerini kısıp renksiz kuşa bakmış:
“Bir yolu var.” demiş, “Ama kolay değil.”
Ve bir bir bu yolu şakımış.
 
Bizimki can kulağıyla dinlemiş.
Bilge Kuş’un dediklerini bellemiş.
Yağmur yağmış, güneş açmış.
Anne Babasıyla vedalaşmış.
Gökyüzüne kanat açmış.
Ümitle dua dua uçmuş.
 
Bazen çok yorulmuş,
bir BeyazBulut’un üstünde bir cik uyumuş.
Yedi gün yedi gece sonra
ulaşmış yedi renkli gökkuşağına.
 
Açmış, uykusuz ve yorgunmuş.
Bilge Kuş’un dediğini yapmış,
gökkuşağının ucundan bir dilim ısırmış.
Mmm lezzetliymiş, renkli bir tadı varmış.
O anda açlığı, yorgunluğu geçivermiş.
Midesinden gövdesine, oradan
kuyruğuna ve kanatlarına yayılmış
gökkuşağının bütün renkleri.
 
Sevinçle rengârenk ötmüş.
Heyecanla yuvasına dönmüş.
Anne Babası onu bakışlarından tanımış.
Bütün kuşlar Büyük Meşe’de toplaşmış.
 
Bilge Kuş konuşmuş:
“Yoruldun ama yılmadın.
Gökkuşağına kanat vurdun,
Adını seçmek elbet senin hakkın.”
 
Bizimki seçtiği ismi şakımış.
“Bundan böyle benim adım Gökkuş”
O günden sonra herkes onu adıyla çağırmış.
Bir sürü de arkadaşı olmuş.
Bu masalı okuyanların başına
yedi renkli kuşlar konmuş.